TOPHANE-İ AMİRE
![]()
MİMAR SİNAN ÜNİVERSİTESİ TOPHANE-İ AMİRE KÜLTÜR VE SANAT MERKEZİ ÇEVRE DÜZENİ, SERGİ GİRİŞİ VE HİZMET BİNASI, TOPHANE
Ersen Gürsel ve Haydar Karabey, yaklaşık 30 yıllık bir aradan sonra, ayrılmış oldukları Akademi Mimarlık Fakültesi’ne (şimdi MSGSÜMF), konuk olarak davet edildiler ve 2007-2009 arasında, 4 dönem burada proje atölyesi yürütücüsü olarak görev yaptılar. Bu dönemde, İstanbul’da bir “2010 Avrupa Kültür Başkenti” rüzgarı esmekteydi. Bu vesileyle Mimar Sinan Üniversitesi, kendisine uzun süreli olarak tahsis edilmiş olan Tophane-i Amire binalarının, kültür etkinlikleri için daha verimli ve yoğun bir biçimde kullanımı amaçlı bir proje üretilmesini ve yaşama geçirilmesini planladı. Bu yapılar grubuna yüklenecek yeni işlevler ile Akademi’nin genç ve dinamik potansiyeli bu bölgeye yönlendirilebilecek; Tarihi Yarımada, Haliç, Beyoğlu ve Kabataş bölgelerinin kavşağı konumundaki Tophane de daha etkin bir sosyal-kültürel etkinlikler merkezine dönüşebilecekti. Bu amaçla da bizlerden (Ersen Gürsel ve Haydar Karabey), yani “konuk öğretim üyeleri-profesyonel mimarlar”dan burası için bir proje geliştirmemiz istendi. Bizlerden beklenen, 7000 metrekarelik bu çok değerli alanda, hem daha düzeyli, sağlıklı ve kullanışlı bir çevre düzeni yaratılması, hem de bütün içinde öne çıkmayacak ancak bu kampüste düzenlenecek etkinlikleri de destekleyecek olan bir café-restoran yapısının tasarlanmasıydı. Bu elbette bizler açısından onur ve heyecan verici bir görevdi. Sorunun okul kadrosu içinde çözülememesinin veya çözülmek istenmemesinin de kendince mantıklı nedenleri vardı. Ancak bizler de; içinde bunca mimarın ve tasarımcı hocanın bulunduğu bir aile için proje hazırlamanın zorluklarını bildiğimiz ve sonuçta başımıza gelebilecekleri rahatlıkla öngördüğümüz için derhal bazı koşullar öne sürdük. Anlaşmamıza göre üreteceğimiz tasarımlar, daha Avan Proje düzeyinde iken, Akademi mekanlarında bir süre sergilenecek; kullanıcıları tarafında oluşacak görüşler, eleştiriler ve katkılar ise, verilecek bir mail adresine, kimlik bildirme zorunluluğu olmaksızın yönlendirilebilecekti. Böylece, tasarım sürecinde saydam, katılımcı bir model uygulanmış olacak ve tasarımlarımız meslektaşlarımız ile yakın bir işbirliği içinde geliştirilebilmiş olacaktı. Ayrıca, bizler proje için ücret almayacaktık, mevcut kısıtlı proje bütçesi de mühendislik ekiplerinin çalışmaları için kullanılacaktı. Kısa zamanda tasarımlarımızı hazırladık ve planladığımız gibi, Mimarlık Fakültesinin sergi salonunda sergiledik.
Bir ay sonunda, birikmiş olacak eleştirileri, gerekirse hocalarla, arkadaşlarımızla da tartışmaya hazır olarak sonuçları öğrenmeye gittik. Eleştirilerin geleceği mail adresinde tahminlerin ötesinde bir sürpriz bizi bekliyormuş: Hiçbir öneri, eleştiri veya katkı gelmemişti. Biz de, herhalde bu sessizlik, “konuk” mimarlara gösterilen bir nezaketten kaynaklandı diyerek işe devam ettik.
Özellikle işletme konularında deneyimli birkaç kişi ile görüşerek projeleri geliştirdik. Hazırladığımız Mimari ve Mühendislik projeleri Belediye’de ve Anıtlar Kurulu’nda sorunsuzca onaylandı. Hatta mimari projeler avan ve uygulama aşamalarında ikişer kez onaylandı. Sonradan projeye eklememiz istenen denetimli giriş ve asansör uygulaması ile iş başladı.

















