• ESKiZLER
  • YARIŞMALAR
  • HALİÇ MASTER PLANI
  • Kalkan Han
  • URFA ATATÜRK BARAJI
  • REKLAMEVİ, NİŞANTAŞI
  • TÜRSAB
  • BE. EVİ, CİHANGİR
  • KARAKAYA EVLERİ
  • KALKAN KIYI KORUMA
  • YG. EVİ KALKAN, ANTALYA
  • ARMADA OTEL
  • NB. ÇİFTLİK EVİ, ŞİLE
  • KURUM KİMLİKLERİ
  • ATAŞEHİR
  • BAHÇEŞEHİR
  • BANU KARABEY EVİ
  • YUNUS EMRE KÜLTÜR MERKEZİ
  • OLİMPİK STAD
  • BAHÇEŞEHİR EV
  • ENKA OKULLARI
  • AFET SONRASI GEÇİCİ BARINMA BİRİMLERİ
  • ÇİMENTAŞ OKULLARI
  • TAŞ OKUL, BAKIRKÖY
  • OFİSLER
  • BİTEZ KORUMA İMAR PLANI, BODRUM
  • BOTANİK MARKET KAĞITHANE
  • MARMARİS KÜLTÜR MERKEZİ
  • MİTHAT GİYİM GENEL MERKEZİ
  • BARTH W. EVİ, KAŞ
  • KURUKAHVECİ MEHMET EFENDİ ÜRETİM TESİSLERİ
  • PAT VE JOHN EVİ, KALKAN
  • FMV ERENKÖY KAMPÜSÜ
  • OTEL, KALKAN, ANTALYA
  • EVLER-1, KALKAN, ANTALYA
  • AK EVİ GÖCEK, MUĞLA
  • ENKA MASTER PLAN VE EK YAPILAR
  • DUYGU ASENA ANITAŞI
  • EVLER-2, KALKAN, ANTALYA
  • DENİZYILDIZLARI EĞİTİM KAMPÜSÜ
  • TEKNİK OKUL, GEBZE
  • YILDIZ SARAYI TİYATROSU
  • GENÇ KIZ ODASI
  • ÇİÇEKÇİ
  • CRUX
  • PROKON EKON OFİSLERİ
  • KALYON OTEL EK YAPILARI
  • EVLER-3, KALKAN, ANTALYA
  • EĞİTİM KAMPÜSÜ, BAHÇEŞEHİR
  • ENKA SG KAPALI HAVUZU
  • TOPHANE-İ AMİRE
  • FMV AKKOZA KAMPÜSÜ
  • KARDELEN YURTLARI
  • GALATASARAY İLKÖĞRETİM OKULU
  • BALCILIK MERKEZİ, MUĞLA
  • İNG BANK OPERASYON MERKEZİ
  • FMV MASLAK KAMPÜSÜ
  • SAFRANBOLU BAĞ EVİ, PAÇACIOĞLU KONAĞI
  • GÖCEK EVLER-2
  • BİLKENT ÜNİVERSİTESİ HAVUZU
  • MEPHİSTO – ORA AVM
  • MEPHİSTO, BEYOĞLU
  • GARANTİ BANKASI OFİS YAPISI, İZMİR
  • HAVUZ VE SPA, KALKAN
  • KURUKAHVECİ MEHMET EFENDİ ÜRETİM YAPISI 2
  • Uzaklar
  • Gelibolu Şehitlikleri
  • ÇİMENTAŞ EĞİTİM KAMPÜSÜ 2018
  • FLOATING RESTAURANT
  • OFİSLER

    Haydar Karabey
    OFİS, GÜNEŞLİ, İSTANBUL
    Ülkemizde eksikliği hiç çekilmeyen krizler yanı sıra, durmadan değişen imar koşulları da kimi yapıların kaderini belirler.
    Söz konusu bölge, İstanbul Güneşli’de basının yeni (o dönemde) üslendiği yer olunca üzerindeki her anlamda spekülasyon da yoğundur. İmar koşullarında süregiden artışlar, işlevlerin bu kentte henüz yerli yerine oturmamış olması, inşaat yapacak olanları da şaşırtarak, “biraz” daha beklemelerine neden oluyor. Böylece bu proje de bekliyor ve büyük olasılıkla duruma göre, tüm boyutlarıyla revize edilecek. Bu ilk tasarımda (tasarım diyorum ama uygulama projeleri de bitmiştir), alan kullanımı, bodrumlarda garaj ve hafif üretim işlevleri, zemin katlarda çarşı, alt katlarda içe dönük stüdyo işlevleri, üst katlarda ise açık ofisler olarak planlandı. Bu kullanımlar, çevre gelişimi de göz önüne alınarak yapıya yansıtıldı. Çevredeki büyük dönüşüm gerçekleşmeden önceki doku dört katlı ve “algılanmasa da olur” bir görsel nitelikteydi. Üstelik nedense bu kadar yoğun işlevleri taşıyan yol (aynı zamanda kentin havaalanı bağlantısını sağlıyor) pek dar ve elbette çok gürültülüydü. Buralar dışa daha kapalı tasarlandı. Daha üst kotlar, yani yeni gelişen yükseklikler ise daha açık bir görünüş alınabilecek nitelikteydi. Bu bölüm dört ayaktan oluşan alt tarafından taşınan, 27x27x27 metrelik bir saydam küp olarak tasarlandı. Yapı her üç boyutta da (en, boy, yükseklik 90 cm’lik modüllere oturtuldu. Tüm yapı ise, 270 cm’lik akslar ile belirlenen bir dolu baza üzerine kaldırıldı. Üst katlara doğru, bu akslar seyrekleşiyor, yapı hafifliyor, saydamlaşıyor. Bina yüksekliği boyunca, dışsal ve içsel özellikler ve strüktür anlayışı, çevre dönüşümünü de okuturcasına vurgulanabildi.
    Sonraları bu stratejinin çokça tasarımda uygulandığını gördük. Ne yazık ki ilklerden biri olan bizimki uygulanamamıştı.

    OFİS, MASLAK, İSTANBUL
    İstanbul’un ucuz bir benzetme ile Manhattan’ı olan; yolları çamurlu, dibi gecekondulu bu kule yapılar bölgesinin en İstanbul tarafındaki parselde orta boy bir yapı yapılması işi, 1989’da bize geldiğinde çok sevindik. Çünkü “uzaktan konuşmak kolaydı hadi şimdi görelimdi” iddiasının keyfi bir yana; bir de bu Manhattan’ın bir tür İstanbul kapısını, cephesini yapmak bize düşmüştü. Ama projeyi, mimarlarının tasarımından çok daha farklı etkenler biçimlendirdi. Aradan geçen sürede olanlar gerçekten baş döndürücü ve ancak bu kentte olabilir!
    Bir kere, ilgili belediye dört kez değişti. Arsa adres değiştirmiyordu ama belediyeler arasındaki savaşta bu topraklar üç belediye arasında gidip geliyordu. Buna bir de seçimle değişen yöneticileri, teknik kadrolarını ve taleplerin değişkenliğini eklemek gerek. Aynı süreçte, imar koşul ve hakları da sürekli inip
    çıkıyor, bir kapalı garaj isteniyor bir ücreti talep ediliyor, emsal dörde çıkıp üçe iniyor sonra tekrar üçbuçuğa çıkıyor, işveren nasıl karar verebileceğini bilemiyor, ama sürekli olarak da bizden proje tadilatı istiyor. Ne de olsa proje her durumda elde hazır durmalı! Bu arada, arsada küçük işgaller, mülkiyet karışıklıkları, ufak tefek terk talepleri veya tersine başka arsalarla birleştirme koşulları gündeme geliyordu. Arsadaki yapılanma hakkı ve özellikle bu hakkın kullanılma gabarisi ve biçimi öylesine karıştı ki sonunda ilgili teknik müdürler de işin içinden çıkamaz duruma düştüler. Birbirimize acıdık. Bir kaç gün arka arkaya büromuzda toplanıp, imar durumu, planlar, yönetmelikler ve emsalleri inceleyerek işin içinden çıkmaya çalıştık. Dünyanın en iyi ve zeki matematikçisi veya mimarı bile inanın bu karmaşık sorunu çözemezdi. Zorluklardan, kısıtlamalardan iyi çözümler çıkar denir. Ama bu kadarı da olmaz ki! Zaten, mimarlıkla bu işin ne ilgisi var ben de anlayamıyorum. Bu arada işe karışan bir aklı evvel, “ bu mimarlar iş bilmiyor, böyle yerlerde, yapı olabildiğince çok katlı yapılır ki, inşaat sırasında her katta çepeçevre onar santim çalarak, daha çok alan kazanılsın” demiş. Gerçekten, şeytanın aklına gelmez. Neyse ki, işveren uyarıyı dinlemedi. Sonuçta, bizim yıllar önce tasarladığımız, Maslak kapısı yapısı, işaret binası filan gibi konseptlerin tümüyle hayal olduğu ortaya çıktı. Elbette, bütçe, pazarlama, çoklu mülkiyetin paylaşımı gibi, genellikle saf mimarlığın gündeminde olmayan diğer bildik sınırlamalarla da mücadele edilerek proje ortaya çıktı. Katabildiklerimiz görülüyor: Cephe dokusu olarak okunaklı ve rasyonel bir taşıyıcı strüktür, brüt beton, giydirme cephe olmayan saydam modüler doğrama sistemi gibi. Onay aşamasına gelindiğinde, Marmara depremi oldu. Statik, yeni kurallara göre revize edildi. Ancak bu kriz ortamında yüklenici de battı!
    Birkaç yıl sonra çok ünlü bir statik büroda bizim projeyi gördüm. Arsanın yeni sahibi, projeyi de ele geçirmiş, bize danışma gereği görmeden bölgede “sözü geçen” bir mimara revizyon yaptırıyor.
    Sonuçta bina (bir biçimde) yapıldı. Görülmeye değer.
    Ama özellikle bu yapılamama öyküsü, hele son dönemdeki kule furyasına bakınca kanımızca pek yararımıza olmuş.
    Bu vesile ile bu kente hiç kule kazandıramamış olmanın da gururunu yaşadığımız belirtmeliyiz.